Sana anlatacaklarım var! Her seferinde çapayı daha derine yollamalısın!
Güneş mavinin rengini sulandırırken başını lanet kuma gömüp açıkta kuruyan gövdeni bu dört yol ağzında bulandırarak çamura dönmeli, ve çamurlu sular gökyüzünde dalgalanırken başını musluğa dayayıp gel ve beni al! Lanet olası demelisin. Üzgün başaklar bile sana boyun eğmezdi. Rüzgar bile sensiz esmeye razıydı. Tarlanın en güzel bacakları korkuluktaydı.
gel ve beni al! Lanet olası.
“mutlu”
Suç işleyip, özgürlüğümü tehlikeye atmak bir tür romantik taşkınlık gibiydi.
William S. Burroughs
yani hayatın iyi gitmiyor toplamaya çalışıyorsun
hayattan kopmamak için limitleri zorla mıyorsun
sarhoşluğunu yaşayarak dibine vurup ,
kendini kaybetmedikten sonra yaşamak neye yarar!
göremezsin böceği, çünkü çok küçüktür
kainatı göremezsin, çünkü çok büyüktür
Bayım, beni bir dinleyin. Bu dünyayı hiçbir şekilde anlayamayız.Ancak bir kuşun havada uçuşu kadar algılayabiliyoruz. O kuşun bilmediği çok şey var. Ama bu, dünyanın aynı şekilde onun da başına geldiği gerçeğini değiştirmiyor. Söylemeye çalıştığım şey, hayatın gidişatı değişiyor. Sen görmüyorsun bile.
“Ormanın içinde kesişen iki yol vardı ve ben,
en az ayak izi olan yolu seçtim..”
Robert Frost
(lalgibi gönderdi)
Koca yaşlı şişko dünya, eski dostum tankla gelmiş…
adam sağır
üstelik dilsiz
bilmiyorum belkide değil bana öyle geliyor
sessizlikten içi geçmiş adamın
dudakları büzüşmüş
adamın kulakları yok
dili kesilmiş
Midemde korsan güllesi büyüklüğünde bir buz kütlesi kıvranıp duruyor,
Midesini kontrol eden adam bence tüm evreni kontrol edebilir.
ah evet ! o damarlar bende olacaktı evlat kesinlikle günümü gün ederdim !
“yüzümü sana döndüm” cümlesi ile “dünyaya sırt çevirdim” cümlesi,
göz göze gelen iki insan gibidir.